30 Ekim 2011 Pazar

STOKÇU JANE:)

Ekmek içi yemeyi çok seviyor Jane.
Eline veriyoruz, 2 dakika sonra bir bakıyoruz yok, ağzında yok, e yere de düşürmemiş.
Nerde bu ekmek derken ekmeği kulağına yapışmış halde buluyoruz.
Kulağının arkasına sigara koyan tiryakiler gibi bizim küçük ekmek tiryakisi de kulağının arkasına ekmek saklamış:)
Babamız diyor ki;''kızımın acil durum ekmeği, bir gün olur da ekmek vermezsek ordakini yiyecek'' :)))

22 Ekim 2011 Cumartesi

JELARDİS JANE DİŞ BUĞDAYI PARTİSİ

Jane'nin ilk dişi Jane 6 aylıkken çıktı.
İlk diş çıkar çıkmaz annesi diş buğdayı partisi planlarına başladı.
Ha bugün ha yarın yapalım, İstanbul'da mı yapalım, köydeki evimizde mi yapalım derken ayları geçirdi annesi.
En sonunda anane dayanamayıp kendi evinde mini bir diş buğdayı partisi düzenledi de bu seramoni böylelikle güzel anılarla tamamlanmış oldu.
Jane bu kutlamayı annesi, babası, ananesi, teyzeleri ve kuzenleri ile geçirdi.
Menüde anane tarafından kaynatılmış diş buğdayı ve resimlerini paylaşacağımız diğer yiyecekler vardı ve Jane'ye yine güzel hediyeler geldi.



















21 Ekim 2011 Cuma

BÜYÜK HALADAN EL ÖPME HEDİYESİ

Geçen hafta babamın halası ve eniştesini ziyarete gittik.
Evlerine ilk kez gittiğim için bana bu cicileri hediye ettiler.

BEN JELARDİS JANE'NİN ANNESİYİM

Az önce mutfağa girdim, gözüm meyvelikteki armutlara takıldı.
Elim önce küçük, yamuk, yumuk, organik olanına gitti, sonra bırakıp büyük armutu alıp yedim.
Küçük olan Jane’nindi çünkü.
Bunu O yesin dedim, yemeye kıyamadım.
Buzdolabını açtım, O’nun yumurtası, O’nun için mayaladığım yoğurt, O’nun için haşladığım mısır…
Meyvelikte armuttan başka O’nun için alınmış mandalina ve çekirdeksiz üzümler.
Mandalinayı ilk kez geçen hafta pazarda yedi.
Elleriyle sıktı, avuçladı, ezdi, dirseklerinden aktı suları…
Yeni hırkası mandalina lekesi oldu çıkmadı.
Posası alnına yapıştı, o halde resmini çektim.
Mutfağın duvarında resmi, buzdolabının kapağında doğduğu için dağıttığımız magnetler.
İşim bitti salona giderken vestiyerin kapağına sıkışmış minik montunun koluna ilişti gözüm; ‘’Yerim ben O’nun montunun kolunu’’ dedim.
Salonda, kaloriferin üstünde kuruyan çamaşırları, çerçeve içinde resimleri.
Kuruyan çamaşırlarını aldım, katladım, odasına götürürken koridordan geçtim.
Bugün gün boyu emeklediği koridor.
Binip gezdiği arabasını katlayıp içeri aldığımızda koyduğumuz koridor.
Arabanın sepetinde ıslak mendili duruyor hala…
Ki doğduğundan beri ne çok bindi o arabaya, çünkü annesi kıyıp da bir başkasına bırakamadı O’nu, nereye gitse yanında götürdü.
Çok yere gidildi bu arabayla; annenin gözü arkada kalmasın, Jane anne-babasından ayrı bir saat dahi geçirmesin diye…
Banyonun ışığı yanık kalmış, söndürdüm.
Her girdiğinde ilk kez görmüş gibi fayanslarına, ışıklarına, dolabına dikkatle baktığı, aynada kendini görünce sevindiği banyonun.
Odası zaten buram buram Jane.
Üzerinde oyun oynadığımız pembe halının üzerine düşen çorabını kaldırdım.
Oturma odasına girdim bilgisayarımı kapatmak için, yerdeki oyuncaklarına bastım.
Mama sandalyesini silmeden yatmıyım dedim, sildim.
Yemek yedirirken kendime yaklaştırmak için dizlerimi altına soktuğum ve her defasında dizlerime basarak, kalkmak için hamle yaptığı sandalyeyi sildim, oturduğu yerden bir tane kuru üzüm çıktı, biraz çiğnenmişti, belli ki ağzından düşmüş, onu da ben yedim.
Uyumak için kendi odama girdim, ışığı yaktım.
Tavandaki avize zevkle seyrettiği ve ışıl ışıl olan hani, ışığı fazla geldi söndürdüm.
Baş ucumdaki apliği yakmak için ipini çektim, tık sesi geldi.
Bu sesi emerken duysa bile açar gözünü nerden geldiğine bakar, dikkati dağılır, sonra sevinir, emmekten tamamen vazgeçer, gardrop, duvar kağıdı derken odanın her yerini inceler dedim kendi kendime.
Sonra babasının baş ucunda çerçeve içinde duran kendi resmini görür, ‘’aaa’’ der, annesinin resmini görür ‘’ee’’ der, bir resme bir annesine bakar şaşırır, güler.
Yorgana baktım, babası ne zaman başını yorganın altına sokup uyusa, babasının başını göremese, endişelenir, meraklanır, küçük eliyle yorganı çekiştirir, babasının yüzünü arar.
Bunları düşünürken koydum başımı yastığa, Jane kokan yastığıma…
Hoş odanın her tarafı Jane kokuyor ya.
Hoş evin her tarafı Jane kokuyor ya…
O’nu düşündükçe düşündüm.
Yolda kedi gördüğünde sevişini ,taksinin arka koltuğunda annesinin kucağında ayakta ve cam kenarındaki tutma kolunu tutarak Üsküdar’dan Bostancı’ya gelişini, bunu yaparken bizi nasıl güldürdüğünü, babasının ‘’korkma kızım taksi parasını ben vericem, ayakta durursan amca senden para almaz mı sanıyorsun?’’ diye sormasından saniyeler sonra tesadüfen ve bize eğlence malzemesi vermek istercesine rahatça elini bırakıp uyumasını düşündüm.
Mama yemesini, çorba içmesini, üzüm yemesini, balkondan gelip geçeni izlemesini, akşamları babası eve geldiğinde sevinişini…
Sevdiği şarkıları düşündüm, anne karnından beri dinlediği bazı çerkes şarkılarını, şarkı başlar başlamaz nasıl zıpladığını olduğu yerde, nasıl elini kolunu heyecanla çırptığını…
Diş çıkarmalarını, ateşlenmelerini.
Arka arkaya hem altıncı hastalık, hem grip atlatığı hem de diş çıkardığı ayda kilo alamadığını,
Yumurtasını tamamen bitirdiği sabahlarda çıkan göbeğiniJ
Bugün 20 Ekim 2011 Perşembe…
Kızım Jane 3 Ocak’ta doğdu, 10.ayından gün alıyor.
10 aya sığdırdık biz küçük ailemizle bu hatıraları.
10 ayda bizim her şeyimiz oldu, O uyumazsa uyumadık, O yemezse yemedik, O’nun payını ayırdık, O’nun birikimini bizimkinden ayrı sakladık, soframıza koyduğumuz yemekten, gezmeye gittiğimiz yere kadar her şeyi O’na göre planladık….
Sonra dün şehit olan 24 vatan evladının ailesini düşündüm.
20’li , 30’lu yaşlarındaki evlatlarını bugün toprağa koyan 24 anneyi, 24 babayı düşündüm.
Bizim evladımızla 10 ayda biriktirdiğimiz anıların lafı mı olur acaba dedim onların 20 yılda, 30 yılda biriktirdiklerinin yanında.
Kaç annenin bundan sonra eline bir armut, bir salkım üzüm alınca yemekten vazgeçip, tekrar meyveliğe bırakacağını düşündüm evladını hatırlattığı için.
Kaç buzdolabının açılıp açılıp kapanacağını düşündüm.
Kaç evde artık çay demlenmeyeceğini, demlense bile boğazdan geçmeyeceğini, geçse bile eski tadı vermeyeceğini….
Kaç anne-babanın elinde file ile pazardan dönerlerken yolun ortasında çocuğuna mandalina soyup veren başka anne-babalara imreneceğini düşündüm.
Kaç evde vestiyerde asılı duran montların sevileceğini, koklanacağını…
Kaç evde, bazı eşyalara sinen evlat kokusu geçmesin diye o bazı şeylerin bir daha yıkanmayacağını,
Kaç evde ışıkların hiç sönmeyeceğini, kaç evde ışıkların bir daha hiç yanmayacağını düşündüm.
Kaç evde bir daha aynaya bakılmayacağını bir de…
Kaç evde halıya basarken ateşte yürür gibi ayakların cayır cayır yanacağını düşündüm.
Bir bilgisayarın joystickinin, bir eski peluş oyuncağın, tekeri kırık eski bir oyuncak arabanın bundan sonra kaç evin nadide köşelerini süsleyeceğini…
Kaç sandalyeye bir daha kimsenin oturmayacağını, kaç yatağa bir daha yatılmayacağını, kaç resme bakılamayacağını, kaç resmin artık hiç elden düşmeyeceğini…
Bunları düşünürken bugün okuduğum bir yazı geldi aklıma; ‘’evlat acısı, evladın gömülü olduğu şehirden uzaklaşamamaktır’’ diyordu…
Kaç evden bir daha hiç çıkılamayacağını, kaç evde bir daha hiç durulamayacağını düşündüm.
Ben 10 ay önce bir evlat doğurdum, dünyam değişti.
Sonra hiçbir şey O’ndan önceki gibi olmadı.
Dün 24 ana, 24 baba, 24 evlat yitirdi, dünyaları değişti.
Biliyorum; bundan sonra hiçbir günleri, bugünden önceki gibi olmayacak.
Dünya dönecek ve acılar yalnızca O’nlara değecek…

21.Ekim .2011 olmuş tarih…
Ben Mine Alcan Karaçay
Jane’nin annesi….





18 Ekim 2011 Salı

BOMBA ÇORBASI

Annesi mercimek, irmik, tarhana ve kıymadan oluşan, terbiyeli bir bomba çorbası yaptı Jane'ye:)

eheeee eheeee diyerek içiyor:)

GÜLCAN ALTAN ETKİSİ

Ne zaman yemek yeme seanslarımızda bir tıkanma olsa, Jane kafasını çevirmeye başlasa uzattığım kaşığa; imdadımıza Gülcan Altan'ın Gunef cd'si yetişiyor.
7.şarkıyı açıyoruz:)
Jane sevinç çığlıklarıyla açıyor ağzını her kaşığa.
Salaman Xatsa:) ,
Annesi de en çok bu şarkıyı seviyor, kızı da:)

17 Ekim 2011 Pazartesi

LEVREK ÇORBASI

Levrek çorbası içti Jane,
hımmm hımmm hımmm dedi, demek ki sevdi.
Bu levreğin kendisine yumuşakça bir geçiş olabilir sanırım:)))

Annesi fileto yaptırmıştı levreği her zamanki gibi,
Balıkçı ''abla kemiği bu sefer vereyim sana'' dedi
''Ufaklığa çorba yaparsın''
İyi fikirdi, annesi bu kemiği soğan ve sarımsakla birlikte haşladı.
Sonra bu sarımsaklı soğanlı suyu süzdü.
Bir tencerede tereyağı ve un kavurdu.
Sonra üzerine bu balık suyunu ekleyip kaynattı.
İçine de kemiğin üzerindeki levrek parçalarını didikleyerek ekledi.
Jane için nefis bir çorba oldu.

13 Ekim 2011 Perşembe

NUMARACI JANE

Annesinin ilgisini çekmek için öksürme numarası yapan canlıya Jane  denir:)

12 Ekim 2011 Çarşamba

YUMURTA

Sabahları yumurta sarısı yiyiyor Jane,
İçine sıcakken tereyağı koyuyor annesi ve yumuşak bir beyaz peynir.
Hepsini birlikte eziyor.
Öyle güzel yiyor ki Jane,
Yemeyeceği varsa bile anne-babanın Onlar da kendilerine yumurta yapıp yiyorlar.
Henüz 1 yaşına basmadı Jane.
Yumurtanın sadece sarısını yiyebiliyor.
Daha çok yiyebilsin diye; annesi ayrıca yumurta kullanarak kurabiye ve kek de yapıyor, çorbalarına terbiye yapıyor Jane'nin.
Hal böyle olunca yumurta çok tüketiliyor bu evde.
Eylül ayının zam şampiyonu açıklanıyor tv'de.
%7'lik zamla yumurtaymış bu şampiyon.
Bunun müsebbibi sensin diyor annesi Jane'ye:)
Seni kınardım ama kıyamıyorum diyor:)

10 Ekim 2011 Pazartesi

MAMALI BURUN JANE

Yemek yerken annesinin uzattığı mama kaşığına her defasında kafa atıyor.
Ve mama her defasında ağzı yerine burnuna giriyor.
Annesi bunları şaşkınlıkla izliyor...

SAĞLIKLI KEK

Sağlıklı kekler pişiyor artık bu evde.
Annesi Jane'ye pekmezli, elmalı, cevizli kek yaptı bugün.
Çok severek yedi Jane.

7 Ekim 2011 Cuma

UYKUSUZ JANE

Sabah 09.00'da uyandı bugün Jane
Ve gece 01.40'da yorgunluktan sızdı.
Arada 1 dakika bile uyumadı.
Kendisi de yorgun düştü, annesi de...

6 Ekim 2011 Perşembe

İLK KEZ KÖFTE YEME

Kızım bugün ilk kez köfte yedi:)
1 tam köfteyi bitiremedi ama olsun:)
Anne- babayı çok mutlu etti...
Yanında da bir biberon ayran içti:)




5 Ekim 2011 Çarşamba

GÜNÜN EN GÜZEL ZAMANI

Günün en güzel zamanı ne zaman derseniz; Jane'nin uyandığı zamanlar derim.
Sabah, öğle, akşam ne zaman uyusa eve bir sessizlik bana bir neşesizlik çöküyor.
O uyurken ben O'nu özlüyorum, uyansın diye sabırsızlanıyorum.
Hem uyusun uykusunu alsın istiyorum, hem için için uyansa da sarılsam koklasam diyorum:)
Aynı evin içinde O'nu özlüyorum.
O uyurken zaman geçmiyor...
Günün en güzel zamanı O'nun uyandığı zamanlar işte...
Gülüşü ömre bedel, günlerce uykusuz da kalsam, hasta da olsam, yorgun da olsam, uyanır uyanmaz bir gülümsüyor dünyalar benim oluyor....





3 Ekim 2011 Pazartesi

İLK KEZ KLAVYE KULLANIMI

‎7
312,1

02,,
;
...
/+4

654+6536hapı//
65+9,

imza jane:)

9.AY VE ANNENİN DÜŞÜNCELERİ-1

Hiç düşündünüz mü sizin için basit, önemsiz, hızlıca alınabilecek bir kararın, bir seçiminizin, bir sözünüzün başka insanların hayatlarında ne denli önemli, yol gösterici olabileceğini...Nerden yazmak geldi aklıma bunları bu akşam?
Bugün markette ilk önce gittiğim reyon yumurta reyonu idi.
Jelardis'e yumurta alacaktım.
Baktım ki reyonda yaşlı bir amca var ve dikkatle tek tek eline alarak tüm yumurta çeşitlerini inceliyor, o reyondan ayrılıp başka reyonlara gittim.
20 dakika sonra yumurta reyonuna döndüğümde amca hala orada organik, çift sarılı, omege 3'lü ve selenyumlu yumurtalar arasında bocalayıp duruyordu.
Beni görünce kenara çekildi, ben dolaba uzanıp her zaman aldığım markanın omega 3'lü yumurtasını alıp reyondan uzaklaştım.
Bir kaç adım atıp arkama dönüp baktığımda amcanın yeniden reyona yaklaşıp benim aldığım yumurtanın aynısından aldığını ve reyondan ayrıldığını gördüm.
Amcanın 20 dakikadan uzun bir zamanına mal olan bu seçimi ben saniyeler içinde yapmıştım.
Bana bu kadar önemsiz, bu kadar sıradan görünen bu seçim kimbilir O'nun için ne kadar zordu, ya da oyalayıcı idi, kimbilir belki ailesi ''bunu mu aldın?'' diyecekti kendisine.
Hiç düşündünüz mü basit, önemsiz, hızlıca söylenmiş bir sözünüzün başka insanların hayatlarında ne denli önemli, ne denli yol açıcı, yol değiştirici olabileceğini...
Kızımı 9 ay önce bugün aldım kucağıma.
Kucağıma verdiklerinde 48 santimetre boyunda, 3 kilo 280 gram ağırlığındaydı.
Tüm gebeliğim boyunca düzenli doktor kontrollerine gittim.
Aşağı yukarı doğacağı ağırlığı ve uzunluğu biliyordum, haftalar öncesinden.
Ama doğar doğmaz ''sağlıklı mı?'' demek yerine ''güzel mi?'' dedim.
Boyunu, kilosunu sordum.
48 santimetre olarak doğduğunu duyunca,''aaa çok küçük'' dedim.
''Aaaa dağ tavşan doğurdu'' diyecekler dedim.
İlk gün beni tebrik etmek için arayan herkes ''bebek nasıl'' diye sordukça ben ''çok kısa sadece 48 santimetre'' dedim.
O gün bunu söylediğim arkadaşlarımdan biri tam 5 yıldır çocuk sahibi olmaya çalışıyor, anne olmak için veremeyeceği şeyinin olmadığını söylüyor.
48 santimetre olduğu için hayal kırıklığı yaşayarak O'nu kolllarıma alabildiğim için ne kadar şanslı olduğumu düşünmedim bile.
Buna şaşkınlık deyin, aptallık deyin, nankörlük deyin...
Ne derseniz deyin.
9 ay sonra bu konuyu düşündüğümde ne kadar akılsız olduğumu düşünüyorum ben de...
Ne kadar şükürsüz, tatminsiz, nankör olduğumu...
Çünkü O arkadaşım bana şöyle dedi o gün '' keşke 30 santimetre olsaydı da benim de olsaydı''....
Hiç düşündünüz mü odaklandığınız pul kadar değeri olmayan bir meselenin başkalarının hayatları için ne denli önemli bir mesele olduğunu...
9 ay önce bugün kucağıma verdiklerinde 48 santimetre boyunda, 3 kilo 280 gram ağırlığındaydı kızım Jelardis Jane.
Minik elleriyle parmağımı tuttu, bize dünyada cennetin kapılarını araladı o minik eller.
Bizi mutlu etti, sıkıntıları, yorgunlukları unutturdu.
Mis gibi kokuyordu. O koku 9 aydır evimizin her yerinde....
İyi ki doğdun JELARDİS JANE...
İyi ki doğdun, minik elli, mis kokulu kızım...
Bize hayatta basit, önemsiz, hızlıca söylenmiş sözlerle başkalarının kalplerinde yara açmamamız gerektiğini bir kere daha öğrettin.
Kendimizi pul kadar değeri olmayan sıkıntılarla üzdüğümüzü, önemli olanın can sağlığı, mutluluk ve huzur olduğunu hatırlattın.
İyi ki doğdun minik kızım, başkaları için ne olursan ol baban ve benim için dünyanın en güzel bebeği olmaya devam edeceksin.
Hep hayatımızın merkezi olacaksın.
Bize şükretmeyi hatırlattın.
''Çok şükür'' demeyeli kimbilir ne kadar uzun zaman olmuştu, sen doğdun...
Bugün sen 9uncu ayını bitirip, 10uncu ayına giriyorsun.
Sana bakarak bunları düşündüm ve yazmak istedim.
Uzun ve mutlu bir ömrün olsun prenses...